25 Temmuz 2015 Cumartesi

En temiz direniş kalbi temiz tutmak demiş Tuna Kiremitçi ne de güzel söz. Önce kendimden başlayayım ben yeterince temiz tutabildim mi kalbimi? İşte bunun üzerine yazılır arkadaş. İnsan kendine karşı ne kadar dürüst olmaya çalışabilirse ben de o kadar olacağım. Şimdi bi düşünelim mesela bi hiç uğruna hiç yalan söylemedim. Ama şu beyaz yalan dediğinizden epeyce söylemişimdir. Kimi zaman birini kurtarmak kimi zaman kırmamak için bazen de korumak için. Burası belki yeri değil ama yalan söylediğim herkesten özür dilerim. Neyse devam edelim vefa konusuna gelelim. Bunu bence etrafımdaki insanlara sormak lazım. Bu konuda eksikliğim olduğunu düşünmüyorum. Peki ya vazgeçmek? İşte o konuda üstüme tanımıyorum. Belki çok yanlış belki çok doğru onu bilmiyorum ama kendini korumak için güzel bi yöntem. Bir şeylere alışmadan vazgeçmek her zaman daha kolay oluyor. Başta canın yansa da bi süre sonra hissetmiyorsun. Sonrası zaten bildiğiniz gibi. Galiba azıcık korkaklaştırıyor  insanı cesaretini kırıyor. Ama zaten her an en önde olup insanları peşimden sürüklemek bana göre değil. Bu yüzden üzerime yapıştı vazgeçmeler. Tamam bunu da geçtik öyle ya dürüstlük olmadan olmaz. Hepimizin kriteri değil midir her konuda önce dürüstlüğü kaybederiz. Mesela aslında  yalan söylememek değil ya da söylememek de değil. Mesele ne olursa olsun doğruyu söylemek o an gerçekten ne hissediyorsa onu yapması ya da söylemesi. Bence gereksiz kibarlıkta dürüstlüğü zedeliyor. Tercih meselesi tabii işin ucunda dokuz köyden kovulmak da var. Kimi zaman budalaca açık sözlü olduğumu düşünüyorum. Ama nedense pişmanlık duymuyorum bundan. Karşımdakini bazen kırmak uğruna olsa da gerçek düşüncelerimi söylemem gerek . Bence bilmek hakkı o kişinin. O an için üzülebilir ama mantıklı düşününce sonradan anlayabilir bunun ne denle önemli olduğunu. Kolay şeyler için bile yalan söyleyenlerden olmak istemiyorum. Ama insanız zaaflarımız var önüne geçemeyeceğimiz durumlar  var. Bazen bi anda çıkar ağzımızdan sonra ipin ucu dereye kadar kaçar.


Uzun bi aradan sonra yazmak iyi geldi. En sevdiğim ay temmuz, en güzel gün cumartesi gecesi..  Arkadan Candan Erçetin çalıyor. Ufaktan esintiler geliyor sanki denizden. E uykum da geldi. Bu yazıyı kimse okumasa bile iyi ki yazdım demek istiyorum  iyi geceler J  

22 Mart 2015 Pazar

Bi an bile yeter. Yıllarca tanımana gerek kalmaz bazen. Yüzlerce kez buluşmana, defalarca doğru mu düşünmeye gerek kalmaz bazen. Sonradan olmaz zaten bazen. Düşünmene gerek kalmayacak kadar yoğun şeyler hissedersin mucizevi şekilde. Anlayamadan aşık olursun lafın kısası. Bu hemen kafana dank etmez. Ama dank etmesi uzun sürmez. Kontrol edip içine edemediğin tek duygu belki. En güzel salaklığın, en güzel gülüşün, en mutlu oluşun.

Aşık olun. Söyleyeceklerim bu kadar.



8 Mart 2015 Pazar


                                            Son şeyler ülkesinde

Uğruna yaşadığımız şeylerin tükenmesiyle baş gösteren bi yokluğu anlıyor Auster. İnsanlığın gelebileceği en acı noktayı ‘’hiçliği’’.. Belki de bir çoğumuzun öngördüğü karanlık senaryoyu gözler önüne seriyor. Abisini aramak için bilmediği bi kente giden genç bi kadının başından geçenler ya da geçmesi muhtemel (hayal ürünü de olabilir) şeyler anlatılıyor kitapta.

Anna Blume abisini aramak için bilmediği kente giderken yanında bir fotoğraftan fazlası yoktu. Hırslıydı kendine güveniyordu, abisinin hayatta olup olmadığını öğrenmek hayatının amacı olmuştu. Daha kentle ilk buluşmasında şaşkınlığa uğramıştı, burası doğduğu yere benzemiyordu. Eğer abisini bulmak istiyorsa bunun için çok uğraşmalıydı. Başlarda bi miktar parası vardı fakat kısa sürede tükendi. Bundan sonrası kendine kalmıştı. Bu bilmediği topraklar savaştan çıkmıştı. Her yer yıkık döküktü. Açlık vardı. Burada insanlar birbirlerini bir lokma ekmek için öldürüyordu. Doktor yoktu , ilaç yoktu. Acıma duygusu bitip tükenmişti. Herkes kendi için yaşıyordu hatta bazıları yaşıyor mu bilmiyordu çünkü farkında değildi. Anna çok uzun süre yalnızca hayatta kalmaya çalıştı. Tesadüf eseri tanıştığı bi kadınla yakınlık kurdu. Bu acımasız düzene tek başına dayanmak oldukça zordu, birlikten kuvvet doğardı. Kadının evine taşındı. Ama büyük bi sorun vardı. Kadın, hırçın, despot bi adamla evliydi. Yine de dışarda kalmaktan iyidir diye düşünüp kadının yanına yerleşti. Zaman yaşadıkları ev cehenneme dönüştü Anna için… Çünkü kadının kocasıyla bir tülü anlaşamıyordu. Derken bi gece adam Anna’nın yatağına geldi. Zaten baştan beri istediği buydu. Anna başta paniklese de kafasından geçen tek şey adamı öldürmekti ama öldürmedi. Ellerini adamın boğazına dolayıp yarım dakika bekledi sonra bekledi henüz bunu yapabilecek güçte olmadığını hissetti. Bıraktı adamın boğazını evden çıkıp gitti. Sabah eve döndüğünde adamın ölmüş olduğunu fark etti fakat o öldürmemişti. Bizzat kendi karısı öldürmüştü adamı. Bu dehşet verici olayı örtbas etmek için kadınla beraber adamı üst kattan aşağı attılar. Ardından şerefiyle öldü desinler diye…
Bundan sonrası Anna için daha zordu. Kadın kocasını öldürmüştü ama bu duruma bir türlü alışamadı. Birkaç hafta içinde yatağa düştü. Anna ‘yı çok seviyordu, yatağa düştüğü için kendini suçluyordu. Ama kaybedecek zaman yoktu artık.



Hikayenin yarısı işte bu şekilde benden bu kadar devamını merak ediyorsanız siz de alıp okuyun J

16 Şubat 2015 Pazartesi






Korkuyorum

Güvenlik hakkının dışında kalan hemcinslerim adına yazıyorum bu yazıyı. Dehşet içindeyim.. korkuyorum. 6'dan sonra yürümekten, minibüse binmekten, etek giymekten,dar giyinmekten, pislik bakışlardan , küfürlü sözcüklerden , el hareketlerinden , imalardan, karanlık yollardan ve tanımadığım bi erkekle göz göze gelmekten bile korkuyorum artık.  Kim ister böyle bi hayatı ya da kim hak eder diken üstünde yaşamayı ? Bize hayatı zindan edenlerin yok mu sevdiği acaba dokunmaya kıyamadığı .. Ya da canından çok sevdiği annesi yok mu ? Ağlasa içinin parçalanacağı küçük kız kardeşi? Kuzeni, arkadaşı, yengesi... En sığ şekilde soruyorum 'senin başına gelse ne hissedersin?' yanmaz mı için ta derinden. Ömrün boyunca unutamazsın değil mi? Çünkü giden geri gelmez. İdam da edilse katili senin canın geri gelmez. Bi tarafı da kesilse için soğumaz. Haksız yere sırf canın istiyor diye başkasının 'canım' dediğini öldüremezsin. 

Hani  kadın değerliydi. Anneleriniz kadındı hani en çok onlara küfredildiğinde ortalığı ayağa kaldırıyordunuz. Katili de bi anne doğurdu.

Merak ediyorum çokça bu kinin sebebi nedir? Katil ve tecavüzcü canavar adama hakkettiği ceza verilse sizce azalır mı ölümler? Bu zihniyet değişmedikçe, biz birbirimizden nefret ettikçe biter mi? Farkında mısınız biz sessiz kaldıkça bizi dövdüler, taciz ettiler, öldürdüler. Kimi zaman, zaman aşımına uğradı cezalar; kimi zaman tahrik söz konusu dediler. Öldürülünce de "ne yapalım gece çıkmasaydı" dediler. Sizin anlayacağınız, bizimkilerin gözünde ölen değil öldüren masum. Mutlak suretle bi gerekçesi vardır öldürenin, sövenin, ortalığı dağıtanın. Kadın yaa, elbet yapmıştır bir şeyler, hak etmiştir. Kadın bile kadını korumazken erkeklere ne diyebiliriz ki .. Anneler çocuklarını sevgiyle, ayırmadan yetiştirse böyle canavarlar çıkar mı hiç. Hele hele saygı  duygusunu çocukken öğrenen kim kötü olabilir . İyilik de kötülük de sonradan öğrenilir.

Kadına şiddete hayır !
Utanıyorum yapılanlara sessiz kalanlar adına, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyenler adına. Suçluluk duyuyorum kendi adıma, önceki cinayetlerde daha fazla ses çıkarmalıydım diyorum. Çünkü sessiz kalmak, aslında bi anlamda kabullenmektir. Giderek daha mı çok hissisleşiyoruz belki biz de onlar gibi gaddarlaşıyoruz.




3 Şubat 2015 Salı




Sabahattin Ali

1907 yılının 25 Şubatında Edirne'de doğdu, 1948 yılının Nisan ayında hayata veda etti. Kısa yaşamı boyunca sayısız başarıya imza attı. Her seferinde, bir öncekinden daha iyi işler yapmaya çalıştı. İşine aşıktı. Yazmak onun hayatındaki en büyük eylemdi. Önce kendi için yazdı yazılarını sonrasında toplum için. Daima dürüst oldu hem kendine hem topluma ..

Ardında sayısız eser bıraktı. Sözleri,yazıları, romanları herkesin dilinde... Fakat merak ettiğim bir şey var acaba böyle güzel bi insanın yaşadığı hayatı kaçımız merak etti? Kaç kişi biliyor Sabahattin Ali'nin öldürüldüğünü? Kürk Mantolu Madonna'yı hepimiz benimsedik, okuduk yaladık yuttuk. Ama yazarını, onu hangi şartlar altına kaleme aldığını bilmiyoruz.

Aradan 67 yıl geçmesine  rağmen  ölümünün ardındaki giz perdesi aralanamadı. Ali Ertekin'in suçu üstlenip 2 yıl cezaevinde kalmasıyla Sabahattin Ali dosyası kapandı devlet için. Örtbas edilen bi cinayet...

 Sabahattin Ali'yi daha yakından tanımak için Hıfzı Topuz'un kaleme aldığı Başın Öne Eğilmesin'i  ya da Filiz Ali'nin derlediği Sabahattin Ali'yi okuyabilirsiniz.
Hem kendi adıma hem de bu ülke adına utanıyorum. Sindiremiyorum böyle güzel insanların vahşice katledilmesine ve sorumluluların cezalandırılmamasını..

Filiz Ali'yi babasız Aliye Ali'yi eşsiz bizi de yarım bıraktılar. Kim bilir daha ne güzel sözler söyleyecekti. Ne romanlar yazacaktı .. Ne eleştiriler yapacaktı haksızlıklara. Ve ne güzel günler geçirecekti canından çok sevdiği ailesiyle. İzin vermediler. Canından tak ettirdiler tam başka bi düzen kurmaya çabalarken acımadan döve döve öldürdüler. Türlü işkencelerden sonra cesedini Bulgaristan sınırındaki bi köye attılar. Cesedini de tesadüf eseri bi çoban buldu.

Onu tanıyan herkes bilir o yalnızca basit bi yazar değildi; aynı zamanda kocaman yüreği olan bi insandı.





 H erkesin Hiçbir Şeyi Hikayem 91 yılında başladı. Her yıl daha da geriye gitti ve bu yıl kendime en uzak yılım oldu.  En umutsuz en çaresiz...